Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Birkaç Metalciğin Bisiklet Yolculuğu v.Yine Riva



Efendim selamlar, hav aryu? fayn tenks enyu? sit davn piliys.

Riva'da bir lanet olduğunu düşünmeye başladığımı itiraf etmeliyim. Benimle ya da beraber yola çıktığım arkadaşlarımla kişisel bir problemi olduğunu sanmıyorum ama bir şekilde oraya doğru çevirdiğim pedalların sonunda hep bir müsibet çıktı karşıma. Buradan Riva'ya açık mektup gönderiyorum; cesaretin varsa doğayı kullanmadan gel!

sdafjıs. Evet, yine bir bisiklet macerası ve yine korku dolu anlar, atraksiyonel saatler, rezillik dolu biçimsiz bir macera sauıfs.



Cumartesi akşam vakti yapılan acil planlamanın neticesinde, saat 08:30'da sevgili dostum Özkan, sevgili dostum Barış'la Kadıköy'de buluşacak ve Beylerbeyi civarında ben de onlara katılarak yeni bir bisikletle Riva operasyonu gerçekleştirecektik. Tabi burada sevgili dostum Barış'ın kırmızı halıda yürüyecek bir holivıd starı gibi saatlerce hazırlanamaması turun ilk handikapı oldu. Barış'ı evden çıkartmak için üç adam tutup, kapıyı kırdırdık sadhıfs. Şaka tabi. Ama düşünmedik değil. sdahıfads.



Herneyse! Barış'ın yoğun gecikme taleplerine rağmen, Özkan'la birlikte Kadıköy'den yola çıktılar ve Beylerbeyinde ağaç olmuş beni bularak yolumuza devam ettik. Yolun düz ve temiz olması, kıçımızdaki harika pedler, yağ gibi akan bisikletlerimiz sayesinde kısa süre içinde Çubuklu'ya vardık ve güzel bir kahvaltı partisi yaptık. Parti dediğim de börek amk asdhfıs. 

Dereseki'yi geçtikten sonra yaklaşık 500 metrelik kıç terleten yokuş sonrasında otobana bağlanıp, Riva'ya doğru yokuşlardan akmaya başladık. Özkan'la beraber yanyana saatte yaklaşık 50-60 km hızla inerken bir anda gözüm Barış'ı aradı sadıfsfas. Lan dur Barış yok, dememe kalmadan Özkan'ın telefon çalmaya başladı ve tahmin ettiğimiz gibi Barış'ı otoban çıkışında ormanda yaşayan yabani hayvanların yediği haberini aldık sdfıhs. Lastiği patlamış. O an aklıma yine ne kadar mal olduğum, ne kadar düşüncesiz bir adam olduğum geldi tabi çünkü yanımda yine ne bir yama, ne bir pompa ne de ona benzer bir şey vardı sadfıs. Yine eskilerin "saldım çayıra, mevlam kayıra" atasözüyle açıklayabileceği bir özgüvenle çıkmıştım yola. Üstelik yine param da yoktu. sdhıfashıfs. Tabi çulsuz olan sadece ben de değildim. Barış'ta da para yok, Özkan'da da ters çevirip sallasan 10 lira falan çıkıyor asıfsfsd. Tam bir rezalet ya. Benim Riva yolculuklarım neden hep böyle oluyor? Hepimiz neden "ya yoldan çekeriz işte yeaa" tribini yaşıyoruz, neden bir tanemiz bile durup para çekmiyor? İşte bunlar hep seks. Hep ilginçlik verici işler. Bir lanet, bir özgüven fazlalığı, bir acayip zor yarış.

O yokuştan kurtulup heyecan ve aşkla nasıl indiğimizi anlamadığımız iki yokuştan mecburen osura osura geri çıkmak zorunda kaldık. Barış'ın yanına vardığımızda boynu bükük uzaklara bakmaktaydı sdahıfas. Yanında yama malzemeleri olduğunu duyunca önce biraz sevinmiştik. Yarım saatte halleder yolumuza bakarız demiştik ama bir "Silent Hill" filmine konu olabilecek bir serüvenin daha en başlarında olduğumuzu gecenin ilerleyen saatlerinde anlayabildik. sadfısdasıfs. 

Hemen lastiği söktük, patlağı bulduk, Barış'tan yamayı da aldık. Buraya kadar her şey güzel, olması gereken bir seyirde gitmişti ama yapıştırıcı? diye sorulan sorular, boş bakan gözlerle cevaplandı. Yıllar önce bisikletinin patlayan lastiklerini eski ŞAMYELlerle tamir eden biri olarak bu yeni yama zımbırtılarına tamamen yabancıydım. Özkan ise tam bir burjuva gibi, "ben daha önce hiç yama yapmadım, patlayan lastiklerimi direkt değiştiririm" dedi, Barış ise daha önce herhangi bir lastik patlamasıyla karşılaşmış değildi. Yani üç tane adam bilgi olarak yarım adam etmiyorduk sdıfhsd. 



Önce "yakarak/ısıtarak yapışır lan bu" fikri çıktı ortaya. Ama tabii ki çakmağımız da yoktu. sdaıfsahfs. Of arkadaş, ne NALETLİYMİŞİZ. Şansımıza yol kenarındaki tesisten çakmak istedik, ordan yaktık olmadı, burdan yaktık olmadı. 

Sonra "galiba yapıştırmak gerek" fikrine sarıldık. Malzemeleri toplayıp yol kenarı tesisine gidip yapıştırıya benzer bir şey var mı? sorusuna cevap aradık. Yapıştırıcıya benzeyen bir malzeme buldular sağolsunlar ama yapıştırıcının da yapıştırma işlemine karşı olan tüm ilgisi kaybolmuş, zamanla kendisini doğaya adamış. Sürdük, bekledik, sıkı tutsun diye üstüne bastık, bekledik ama o varoluşu sorgulayan bir keşiş gibi hiç oralı olmadı.

Lastik patlayalı bir saati geçmişti ve biz hala bir adım bile ilerleyememiştik. Acil önlem planları neticesinde Barış'ı ilk gelen minibüsle Riva'ya yollayıp bali almaya gönderdik. Baliyle yapıştırıp bu sorunu çözecek ve turumuza devam edecektik. Bu sırada Özkan'la biz de beklemeyip, ileriki köye; Ali Bahadır köyüne doğru devam ettik. Burada Özkan'ın sirk insanlarını aratmayan yeteneğinden de bahsetmek gerekiyor tabi. Adam hem kendi bisikletini sürdü, hem de lastiği patlak bisikletin gidonundan tutarak onu da yanında sürdü sadhfısa. RESPECT BİĞÇIZ!

Ali Bahadır köyünde lastikçi bulma ümidiyle yolumuza dönerken Barış'tan gelen "minibüsün Riva'ya gitmemesi de iyi oldu" mesajı günün cenabetinin kim olduğunu açıklıyordu sadhıfshfıs. Mesajı görünce Barış'ı aradım. 

- abi Riva'ya gitmiyor muymuş minibüs
* yok abi başka bir yola saptı, değirmendere falan yazıyor
- peki sordun mu?
* yok
- para falan vermedin mi olm, "bir riva lütfen?" falan demedin mi?
* yok daha vermedim
- e abi peki ne zaman soracaksın, Polonezköy'e varınca mı?

sdajfsıofasfhıas.

Böyle bir atraksiyon işte bizimkisi. Neyseki minibüs ilerden tekrar Riva yoluna dönüş yapmış ve sevgili dostum Barış bu aksiyon dolu yolculuktan sonra Riva'ya ulaşmış.

Biz de bu arada Ali Bahadır köyüne vardık, cebimizde kalan son paralarla biraz mandalina alıp köy kahvesine geçtik. Birer çay içelim dedik ama cebimizde, yani Özkan'ın cebinde sadece iki lira kalmıştı.sadıhfsf. En kötüsünden birer çay olur dedik ama neyseki çay 50 kuruş çıktı, neredeyse kahveciye sarılıp, öpecektim.

Bir yarım saat sonra falan Barış geldi. Özkan yine hararetli bir şekilde işe koyuldu, baliyi sürdü, yamayı yapıştırdı, dışarıdan bulduğu kocaman bir tuğlayı da üzerine koydu ve beklemeye başladık. Yirmi dakika sonra tuğlanın altından çıkan yama anarşist kişiliğini bizlere yansıtarak, kolay lokma olmayacağının sinyallerini verdi. Özkan yine kenarına bali dayandı. Yarım tüp baliyi boca ettik üzerine. Sıcağa koyduk; olmadı. Soğuğa çıkarttık; olmadı. Üstüne bastık; olmadı. Masanın altına sıkıştırdık; oldu! sadıfhsad Şaka lan, yine olmadı sadıfhsahıfs. Rezillik amk. Lastik patladığından beri üçüncü saatimizi doldurmuştuk. Artık havadaki güneş topraklarımıza bir elveda şarkısı söylemek üzereydi ve biz, üç acemi, bir arpa boyu yol ilerleyememiştik. Paramız yoktu. Kocaman, taşınması pek kolay olmayacak lastiği patlak bir bisikletimiz vardı. 

Artık nasıl döneceğimizin saçma planlarına kafa yormak üzereyken köyden bir abi geldi yanımıza. Gençler napıyorsunuz, lastik mi patladı, diye sorduğu anda ben boynumu büktüm, gözlerimi yerden ayırmadım utancımdan sadhıfsadfashsd. Olm çok pis rezillik ya. Düşünsene bisikletleri üzerinde üç tane genç, kasklar, sırt çanları falan, ÖF TAM BİR PROFESYÖNEL EKİP! Ve adamlar dört saattir bir lastiğe yama yapmaya çalışıyorlar sdahıfshısa. 

Şimdi abinin bizi nasıl ezdiğini burada anlatmayacağım. Adam bizi ezmedi,yerden yere vurdu, üzerimize çıktı, suratımıza tekme falan attı. Bildiğin taşak geçti adam bizimle. Gitti bir yerlerden ŞAMYEL buldu, dudaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasının dumanından kısık gözleriyle "verin şu baliyi bakim" dedi. Hem yaptı, hem anlattı, ezdi, yerlere yeksan etti. Bizim dört saat boyunca bir santim ilerleyemediğimiz süreci adam tüm kahveönü ahalisinin bizlere acıyan bakışları arasında yarım saat içinde sonlandırdı, lastiği de şişirdi ve sağlam bir şekilde elimize verdi. Mahçubiyet ve utanç içeren teşekkürlerimizi sunduktan sonra, kararmaya başlayan havaya aldırmadık. Açtık ve üzerimizde para olmadığı gerçeğini göz önüne aldığımızda kredi ya da banka kartıyla karnımızı doyurabileceğimiz tek yer olan Riva'ya doğru bisikletleri sürmeye devam ettik. 

Güzel bir çorba & köfte kombinasyonundan sonra, geçen turumda içimde bir yara olan "mehtaba karşı şarabı yuvarlamaç" eylemini gerçekleştirmek için sahile doğru indik ve daha önceden hazırlamış olduğum şarabımı turnike şeklinde erittik. Bir yandan da çekirdek çitledik. Dedikodu yaptık falan sadhfs. Ellam ne saçma bisikletçileriz.



Hava tamamen karardı ve şarabın son yudumlarını da mideye indirdikten sonra tekrar yola koyulduk. Geçen sefer yaptığım turu yapmak vardı aklımda ama havanın kararması, o yolun sürekli çıkış olması ve de karanlık havada daha bir erkekleşen köpekler sebebiyle geldiğimiz yoldan geri dönmeye karar verdik. Otobandan çıktıktan sonra hemen hemen tamamen iniş ve düz yol şeklinde olduğu için aka aka, yara yara, uça uça Çengelköy'e kadar geldik. Hatta ben bir ara uça uça eylemini fiziksel olarak gerçekleştirmeye de karar vererek, bomboş yolda yere yapıştım sadıfsd. Gece çiğ yağmasıyla iyice kayganlaşmış yolda, hızlı gitmiyim, sıkıntı çıkmasın diye yavaşlamak istedim; istemez olaydım. Frene dokunduğum gibi arka lastik ön lastik oldu sdhıfsadhfsa. Bir anda kendimi yerde, şerefsiz fırsatçı bir köpeği de başımda havlarken buldum. Pek önemli bir şey yoktu, sağımı solumu yoklayıp, yolculuğun bundan sonraki kısmını uça uça bölümünü atlayarak devam ettik. Çengelköy'de biraz atıştırıp, bir iki çay içtikten ve bir çaya iki lira ödedikten sonra Özkan'la ben mahalleye doğru, Barış'ta Kadıköy'e doğru yollandık ve sabah 08:30 - 09:00 arasında başlayan yolculuk, 85 km ve gece 22:00 - 23:00 arasında evlere ulaştığımızda son buldu.

Velhasıl kelam; bu turun bize anlattıklarını da şöyle sıralayabiliriz.

* Bir kişi ya da üç kişi farketmez, tamamen allaha emanet çıkıyoruz biz yollara. Bu sadece benimle değil, tüm arkadaş çevremle alakalı bir durum galiba. Geçen hafta bana gülen adamlar bu hafta kendileri parasız çıkmışlar yola sdahıfsd. Ben de geçen haftadan hiçbir şey öğrenmemiş gibi yine nakitsiz, yine çulsuz çıktım tabi. Benim mallığım bir tık yukarıda. Neyseki bu sefer cüzdanım vardı sdhfas.

* Bisiklete binmeyi seven acemileriz. Ne malzememiz var, ne de malzemeye eriştiğimizde o malzemeyi kullanabiliyoruz. İki teker üstünde durabilmekle bisiklet turlarına kalkışıyoruz, gerçekten saçma bir talihimiz var, ki bu zamana kadar başımıza bir şey gelmedi asdıfsa.

* Bisiklete binmek, her türlü olumsuz şarta rağmen muazzam bir keyif. Her çıktığım yokuş, beni her zorlayan tırmanış, her kovalayan köpek, her düşüş ayrı bir keyif. Hepsinden bir şekilde keyif alabildiğimi hissediyorum ve bu beni mutlu ediyor. Yakında lastik tamir etmeyi de öğrenirsem deymeyin keyfime asdhıfsd.

* Bir dahaki turda yanıma alacaklarım konusunda bu kadar esnek davranmayacağım. Relax bir adamım ama tek başıma gittiğim bir turda, dağ başında ve üstelik açlıktan ölmek üzereyken lastiğim patlarsa sanırım ben de patlarım sadıhfasd.

* Ali Bahadır köyü civarında lastiğiniz patlarsa direkt köye gidin, mutlaka yardımcı olurlar. Biraz taşşak geçiyorlar ama olsun, en azından yolda kalmayacaksınız sdıhfs.

* Riva'da şarap içmeden dönmeyin.

* Bana ayda 3 bin lira para verin. Hep bisiklet bineyim, hep blog yazayım. Harika bir fikir değil mi ama bu ya?

* Bence harika.

* İş yoğunluğundan yazıyı milyon günde tamamladım. O yüzden fazlasıyla bölük ve kopuk oldu. İdare edin sevgililerim. Üç bin lira verirseniz yemin ederim böyle olmaz. Kuran çarpsın bak.

* Selam naber?

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

National Geographic POD