Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

ayem from london


Selamlar, sevgiler! 

Nasılsınız cancanlar? Umarım iyisinizdir, zira bu aralar pek rapor vermeye gelmiyorsunuz, merak ediyorum sizleri. Ama her zaman etmiyorum, arada bir ediyorum ve bu çabuk geçiyor. Yani şöyle bir aklımdan geçip gidiyorsunuz, büyütülecek bir şey değil ama tabi aklıma gelmediğinizi de iddia etmiyorum. Ne öldürür, ne güldürürüm. Tam bir ayıpçıyım. 

Ben? Ah, bildiğiniz gibi. Fixed. (aşırı ingilizce konuşuyorum, çünkü yakında ingiltereye gidicem sadfsdıu)

Neyse! 


Nasılsınız kısmını geçtikten sonra, ortaya karışık sallamacaya geldi. 

Dediğim gibi, sevdiceğim ve sevgili dostum bnoktao ile birlikte bu Haziran ayının başında İngiltere'ye, sevgili dostumuz Bukety'nin ve eşinin ve de sevgili sevdiceğimin İngiltere'de kaldığı süre boyunca ev sahipliğini yapan sevgili Rosi'nin yanına gitmeye karar verdik. İngiliz barlarında çılgın atacağız, çeşit çeşit ale'ler ve simsiyah biraları mideye hüpleteceğiz. Biraz gezeceğiz, çoğunlukla içeceğiz, saat kulesinin ve koca dönme dolabın önünde fotoğraflar çektireceğiz. sadıhfsa. O da olmazsa olmaz ya. 



Neyse. 

Denişiklik olacak işte. Pahalı bir değişiklik tabi ama olsun. Yılda bir olsun. Buradan bizi başka ülkelerden okuyan gencolar varsa, onlara da bizleri davet etmeleri için açık kapı bırakıyorum. Çok seveceksiniz bizi. Tadımızdan yenmeyiz. 

Neyse!. 

Bu aralar yoğun bir şekilde bisiklete biniyorum. Hala bıraktığınız gibiyim. Aşırı seviyorum bisiklete binmeyi ve artık bunu hayatımın bir parçası haline getirmiş bulunmaktayım. Bisikleti bakıma verdikten sonra bir bok yapmamış olan bisikletçinin, bisikleti daha kötü bir hale getirip, üstüne de 75 lira para alması nedeniyle artık tamir işlerini de kendim üstlenmeye başladım. Artık vites ve fren ayarlarını itinayla yapabiliyor ve hatta geçtiğimiz Riva turunda 3 saat yapamadığımız ve üstüne köylü amcalar tarafından aşırı dozda taşşak geçilmesine maruz bırakıldığımız acılı konumuz olan "şamyel patlağını" da rahatlıkla onarabiliyorum. O günden bu yana arka lastiğim üç kere, ön lastiğim bir kere patladı, hepsini de kendim onardım. sadıufsd. 

Bisiklet arızalarındaki en kolay arıza kategorisine sokabileceğimiz ŞAMYEL patlağı, o köylü amcalar yüzünden tam bir psikolojik sorun oldu bize. Lastiğim patladığı zaman hep o amcanın "ne oldu gençler ÜÇ SAATTİR BİR LASTİĞİ YAPAMADINIZ MI, VERİN ŞUNU BANA VERİN, BU NE YA, BÖYLE İŞ Mİ OLUR, SİZ HİÇ ANLAMIYORSUNUZ GALİBA BU İŞLERDEN" sözleri yankılanıyor beynimde. Korkuyla ve utançla inliyor ve heyecanla elime aldığım pompayla levyeyi bir kenara fırlatıyorum. Ellerimi yüzüme kapatıyor, sessizce ağlıyorum bir köşede... 

Ah amca ah.. Ne hallere düşürdün bu yiğitleri. BANA NE SENİN ÇOCUKKEN İMKANSIZLIK NEDENİYLE KAMYON LASTİĞİNDEN FREN PABUCU YAPMANDAN... :( 

Neyse! 

Artık tüm bakım ve onarım işlerimi kendim yapıyorum. Kendi malzeme ve ekipmanlarımı toplamaya başladım. Bir süre sonra ailenizin bisikletçisi olacağım. Bir süre sonra her şeyi iyice öğrendikten sonra o Ali Bahadır köyüne gidip, o amcayı bulacağım ve "HANİ BİR ZAMANLAR KÜÇÜK GÖRÜP, EZDİĞİNİZ GENÇLER VARDI YA, İŞTE ONLARDAN BAZILARI HALA LASTİK TAMİR EDEMİYOR AMA BEN ÖĞRENDİM SDAHIFSHIFS" diye gülüp, amcanın yanına geçip bizim oğlanlarla taşşak geçeceğim. asdhfısd. Bu işler böyle, işi öğrenince satacaksın arkadaşını. Güçlünün yanında olmak bizim Türk adet ve göreneklerindendir. Anane. ÖRF. 

Neyse. 

Bisiklet kullanımı söz konusu olduğunda insanların tepkileri çok mantıksız geliyor bana. Kadıköy, Üsküdar falan gibi köprü geçmeyi gerektirmeyecek bölgelerde işim olduğu zaman sadece bisikleti kullanıyorum artık ve insanlar buna nedense inanamıyor. OHA KADIKÖY'DEN BİSİKLETLE Mİ GELİYORSUN? Evet, oraya da bisikletle gittim. Bunda şaşılacak bir şey yok. OHA O KADAR YOLU NASIL YAPTIN? Pedal çevirerek. OHA ÇOK UZUN SÜRMÜYOR MU? Senin kaybettiğinden daha az zaman kaybediyorum. 

Bir bisikletli bir toplu taşıma kullanan insana oranla daha az zaman kaybedip, daha az strese girer. 

Soruyorum, diyorum ki; işinden durağa olan uzaklığın ne? 10 dakika. 
Kaç dakikadır otobüs bekliyorsun, ya da şöyle sorayım; belki şimdi çok bekledin, belki dün geldiğin gibi otobüs geldi, ortalama olarak ne kadar otobüs bekliyorsun?; 15 dakika. 
Otobüs yolculuğu ne kadar sürüyor. Trafiğin olduğu ve olmadığı zamanların ortalamasını alabilirsin; trafik yoksa 20 dakika, varsa 2 saat bile olabiliyor. 
Otobüsten indikten sonra eve ne kadar yürüyorsun?; 5 dakika. 

Yani bir toplu taşıma kullanıcısı yolda en az (yoluna da bağlı olarak) 50 dakika civarı zaman kaybediyor. Bunun yanında arkaya ilerliyor, ter kokluyor, sıkıştırılıyor, bir ihtimal taciz ediliyor, gürültüye maruz bırakılıyor, sarsılıyor, trafik çekiyor, canı sıkılıyor. 

Aynı yolu bisikletle de hemen hemen aynı zamanda yapabiliyorsunuz. Yolun yokuş olup olmama durumuna bağlı olarak çok az bir farkla önde ya da çok az bir farkla sonda varış noktasına ulaşabilirsiniz. Üstelik ter koklamadan, arkalara ilerlemeden, sıkışmadan, taciz edilmeden, trafik çekmeden, kalori yakarak, fiziksel aktivite yaparak, ter atarak, keyif alarak. 

Bir süre sonra otobüsten inen insanları görünce OHA O KADAR YOLU OTOBÜSLE NASIL GELDİN YA? diyesin geliyor. OHA YA, NASIL DAYANDIN O SIKIŞIKLIĞA diyesin geliyor. OHA YA, BİR SAATTİR OTOBÜSTESİN, SIKIŞIK SIKIŞIK GELİYORSUN, TER KOKLUYOR VE GÜRÜLTÜ DİNLİYORSUN VE ÜSTÜNE DE PARA MI VERİYORSUN? diyesin geliyor. Eh ben susuyorsam, siz de susun amk sdahfıs. 

Bisikletin de bariz sıkıntıları ve dertleri yok değil. Trafikte yok sayılıyor ve dikkatsiz sürücüler yüzünden çok tehlike atlatıyorsun ama bu bir yaya olarak da, bir araç sürücüsü olarak da başımıza gelebilecek durumlardan. Neticede Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz ve bu ülke sınırları içerisinde SAYGI denen olgu, yok denecek kadar az. Belki bisikletle darbe aldığında daha fazla hasar alabilirsin ama bu da senin daha dikkatli olmanı sağlıyor. Bisikletinle bütünleştiğinde, yoldan hangi tepkinin nasıl gelebileceğini ve tepkiye ne şekilde cevap verebileceğini sürekli düşünüyor ve hesaplıyorsun. 


Neyse. 

Şu an kalın lastikli, arazi sürüşlerine uygun bir bisiklet kullanıyorum ve bu bizim gibi şehir içinde bisiklet kullanan insanlar için mazoşistlik olarak tanımlanabilecek bir durum. İlk etapta bisikletçiğime ince bir yol lastiği almayı, sonra fren sistemlerini hidrolik disk frene çevirmeyi düşünüyorum. Ondan sonra kim tutar Cemocanı. İlerde de güzel bir yol bisikleti alıp, arkamdan dumanlar çıkartarak uzun yollara akmayı düşünüyorum. 

Yolum açık, cebim dolu olsun; ki alabilelim amk sdıhfsa. 

Yine yalnız başıma yaptığım bir uzun yol maceram daha var, onu da bi ara yazacağım elbette. you will not get out of it. Süper cem bir şeye sararsa, siz de onu okumak mecburiyetinde kalırsınız, yabacak bir şey yok. 

Efendim sağlıcakla kalın. Beni sevin.

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 2 Comments

2 Responses to : ayem from london

  1. bu bisiklet işi süper bişi bence çok kıskanıyorum İstanbul gibi ömür törpüsü bir trafiğe bisikletle çıkmaya inat ediyor olmanı."şu kadar yol kat ettim ahanda haritası" diye feysbukta yaptığın teşhircilik beni bile etkiliyor, ben ki yürümeye bile üşenirim...

  2. Adsız says:

    eFeNDi:
    Bişey diyeyim mi o kadar da kıskanmadım, zira küçük fırtınamla son günlerde pek mesuduz (*Say MAŞALLAH*). Yeri geliyor adım adım ilerliyoruz OK, fakat yollar açıksa basıp gidiyoruz çılgınlar gibi. Musikimiz de bizimle, ter kokusuz, tatlış yolculuklar yapıyoruz.

    Ama..
    "ama" bisikletin yeri tabi ki ayrı Cemocum. Adalarda olsun, şehir dışında olsun, çok lazımsa Moda'da olsun..
    Ama böyle kuralsız nizamsız bir ülkede, benim aklım şehiriçinde bisikletle seğirtmeyi basmıyor malesef. ,
    Ne kadar dikkat etsen de bir beyinsiz bir şuursuz kasap çıkar canınmı sıkar gibime geliyor.
    Ama seni tebrik ediyorum, cesaretini ayrı sportmenliğini ayrı.
    Aynen devam arkadaşım :)
    Sevgiler.

National Geographic POD