Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Tuğla.


Selam!

Yine siktiriboktan, yani "doğal" Türkiye zamanlarını, gündemle alakalı bir haber gördüğümüzde cümleyi sövmeden bitiremediğimiz zamanları yaşıyoruz. Kaderimiz bu olmuş sanki artık. Kanıksamışız. Kanırtmalarına, bizleri patlatmalarına ve bununla gözümüzün içine bakarak TAŞŞAK geçmelerine alışmışız. Paylaşım rekorları kırarak nefretimizi kusuyoruz. Beş beğeni bir şikayeti, üç paylaşım iki şikayeti siliyor. Yüklenin beyler.



Sokağa çıkarak dünyayı değiştirebileceğini düşünen insanların parçalanmış bedenlerini, paylaşım yaparak dünyayı değiştirebileceğini düşünen insanlar paylaşıyor. Halbüse sadece beğeni rakamları değişiyor. Bir kediyi beğenen insan evladı, bir ölüyü beğenemiyor siyasi görüşünün farklılığından ötürü. Hadi zaten beğenmesin de, bir sızlama olsun içinde be insan evladı? Bir acıma, bir his? Tık yok. Lok lok! diye ses geliyor başlarına ve kalplerine vurduğumuzda. Düşünebilme ve hissedebilme özelliğini yitirmişler çünkü. Hislerimizin önlerine sıcak ateşte pişirilmiş, koca tuğlalar dizdiler çünkü. En dayanıklı hale gelsin diye, en iyi zehirlerle birleştirdiler tuğlaları. Biz, diye bir şey kalmayana kadar; zıplasan da, üst üste çıksan da karşı tarafı göremeyeceğin kadar yükselttiler duvarları. Artık öte taraflar var sadece. Sesini duymamızın, empati kurmamızın mümkün olmadığı kadar uzaktalar.

Tüm bunların içinde, bir şekilde yaşama da bağlı kalmaya çalışıyoruz. Üstelik orada parçalanmış bedenlerden bir tanesinin sahibi olmaya bu kadar yakınken yapıyoruz bunu. Her an bir yerlerde nefret suçuna maruz kalabilir, her an bir yerlerde manyağın bir tanesinin geceler boyu basıp, basamayacağını düşünüp, son anda basmaya karar verdiği tuş nedeniyle parçalanabiliriz. Buna o kadar yakınız ki; aslında hiç başına gelmeyecekmiş gibi görünen bir olayın o kadar büyük bir olağan şüphelisiyiz ki.. İnsan kendini hiç ölmeyecekmiş sanıyor. Kendisine yakıştıramıyor bunu. Hele böyle bir felaket olayını, kazayı, saçma sapan bir sakarlık yüzünden kaybedilen canı. Ama yakınız işte. Çok yakınız. 

Bu son katliamın bana hissettirdiği en büyük his bu oldu. Orada olanlardan biri olabilirdim. Bu sefer gerçekten çok yakındım. Orada olanlardan biri benim çok yakından tanıdığım biri olabilirdi. Bu sefer gerçekten çok yakınlardı. Bu, belli bir fikir eleğinden geçerek, kendisinin bir sistem karşıtı olmasını sağlayan her bireyin yaşayabileceği bir yakınlık. Bu hislerle baş başa kalıyorum, kendimle baş başa kalabildiğim zamanlarda. Hisleniyor ama hiçbir şey yapmıyorum, yapamıyorum. Muhtemelen korkuyorum. Başıma bir şey gelmesinden ya da yapabileceklerimden korkuyorum. Hangisi ağır basıyor, bilmiyorum.

Velhasıl, hayat yine rutine dönüyor. Elimize oynamamız için ufak lokmalar atıyorlar. Sosyal medyada bunları eleştirip, dünyayı kurtarabileceğimize inanıyoruz. Birileri de böyle yazıyor, dünyayı kurtaramayacağından emin olarak. Beş beğeni bir şikayeti, üç paylaşım iki şikayeti siliyor. Yüklenin beyler.

POSTED BY (Süper)Cem
POSTED IN
DISCUSSION 1 Comment

One Response to : Tuğla.

  1. Her yeni katliam bir öncekinden daha trajik ve acıklı oluyor sanki. Hep "beni en çok üzen bu olay oldu" diyorum ama bir sonraki gelen daha fazla üzüyor.

National Geographic POD